Picasso ruhlu Gogh

Hayat acılarıyla, sıkıntılarıyla; güzellikleriyle, mutluluklarıyla güzeldir. Her gün sirke içilmeyeceği gibi her gün de bal yenilmez. İnsan bir gün hüzünlü olur, ertesi gün mutlu olur.Çünkü biri olmadan diğerinin anlamı bilinmez. Kötü olmasa iyinin değerini bilmeyeceğimiz gibi. Bunun yanısıra olaylara çözümsel  yaklaşmak yerine çamurdan ev yaparcasına  bir anlayış hakim insanlarda. Üstünü kapatalım, bitsin dercesine. Sizin aksinize üretken insanlar onlardan faydalandıktan sonra üstüne toprak atabileceğiniz ateşler değillerdir. Bu yüzden siz sevgili toplum, her şeyi çok hızlı tüketiyor olsanız dahi bir zamanlar Orhan Kemal gibi bir insanın açlıktan hastalanmasına rağmen sanatını hiç bırakmadığı gözler önündedir. Kelimelerin aşkına, şiirin zerafetine, fırçaların veya kalemlerin o hiç bilinmeyen en muazzam açılarının bıraktığı eşsiz izlerle selam olsun sana sanat. Bir gün tüm senin adına olan envanterim boş kalırsa ruhumla boyayacağım resimlerimi, kanım yapacağım mürekkebimi. Selam olsun sana sanatçı. Herkesin tepkisine karşın devam etmeye çalışıyoruz hepimiz. Anlatmaya çalıştığımız hep yüreğimiz. Çünkü her sayfanın başında ortaya konmuş oluyor kalbimiz…

Standart

Kör olmak isteyen balık

“Şu iflas etmiş dünyada, en geçerli para birimi; Kendin gibi bir insanla paylaştığın duygulardır.”
Bütün her şey aslında bundan ibaret, kabuğun, dış dünyada şeklen hangi surette varlık gösterdiğin, birbirine olan sevgiyi etkilemez ve hisleri değiştirmez. Şu büyük dağları ben yarattım havasına girip onlarca kızı anoreksiya ettiğinin farkında olmayan o kadar çok insan var ki…

Güzellik yanan bir ateş gibidir. Evet, geceyi ısınarak geçirebilirsin ama gecenin sonunda o ateş de elbet kül haline gelip söner. Üstüne gidipte toprak atarsın sonra çekip gidersin. Peki bir insana bu muameleyi yapmanın mantığı nedir ? Kendini değersiz hissettirmek mi?

İnsanların balık olduğunu düşünmekten vazgeçmediğiniz bir dünyada yaşamaya bir süre sonra devam edemeyeceksiniz. Size göre insanlar balık, oltayı atıp sonra canı çıkana kadar onunla uğraşıyorsunuz ve sonunda ayağınıza kadar geliyor.Yine de dik durmaya çabalayıp çırpınıyor ve siz üstüne basıyorsunuz. Bilmiyorsunuz ki üstüne basıyorsunuz güzel duyguların, yazılmamış onca şiirin, oynatılmamış onlarca fırça darbesinin…

Bir gülüşüyle ağlatandı kadın eskiden.Şimdilerde kadın dolgu yüzünden dudakları düşen.Şimdilerde kadın burnu estetik. Şimdilerde kadın bir söz üzerine bıçak altına yatan… Sadece ağlamaklı bir sesle o içinizdeki çocuğa sesleniyorum. Bir çocuğu bile büyütürken şımarık olmasını engellemeye çalışan yine sendin. Şimdi neden bu hallerin?

Standart

Mektup

Güzelliği/yakışıklılığı insan turnusolü olarak görüyorum ben, herkesin güzel/yakışıklı peşinde koştuğu dünyada, bu güzel diye adlandırılan insanlar kim samimi kim değil nereden bilebilirler ki? İnsanlar onu veya bunu gerçekten sevmiyor ki, onlar kabuğu yani görünümü önemsiyorlar. Bunun samimiyetle alakası yok. Kalbi, ruhu, kişiliği çoğu insan önemsemiyor bile, insanların tek düşündüğü şey şöyle olsun böyle görünsün yanıma yakışsın. Bu düşüncenin çanta seçmekten farkı nedir? İkisinde de aynı telaş güdülmüyor mu, aynı kriterlerle.

Ruhun sevilmediği her ilişki bitmeye mahkumdur. Çünkü kabuk yaşlanır, kırışır, gün gelir engelli olunabilir. Tüm bunlar olunduğunda gerçek seven bırakır mı? Hiç zannetmiyorum.Gerçek sevgiyi ilgi manyağı insanlardan beklemeniz tamamiyle yanlış bu yüzden. Bir peçetenin bile doyum noktası varken bu tür insanlarda bu bulunmaz. Sürekli en mükemmel olduklarına inanırlar, herkesi kendinden altta görürler. Oysaki kendileri sıfırdır ve kendinden eksik gördüğü insanların ekside olduğunu düşünüyorken matematiksel olarak bakarsak eksi sayıların birbiriyle çarpımı pozitife eşittir. Mantığı egoyla kaplı olanın yolu uçurumdan başka bir yer değildir. Dış görünüşü iyi diye bir insanı seven insanlar da ömürleri boyunca kendi içindeki çocuğu kendi avutmak zorunda kalacaklardır.

Standart

Bilince Varma Durağı

Bir arkadaşım, ailemden biri veya tanıdığım herhangi bir insan bir belirti gösterince ona ne olabileceğini pek çok zaman anlayabiliyorum.Çocukluk kitaplarım bile ”Cesetler ne anlatıyor” , ”Vücuttaki sistemler seti” , ”Olay yeri inceleme” ve türevi şeyler.Şu sıralar hatta çoğu zaman sabaha kadar ameliyat izliyorum.Başkası izlese muhtemelen kusması üç dört saniye sürer.Mesela çoğunuz organların yağlardan neşterle ayrıldığını sanıyorsunuz lakin yakılıyor.Tümör alınırken de öyle.Litre litre kan aksa gözümün önünde bir denize baktığımdan farklı bakacağımı sanmıyorum.Bebekken iki kolumu da kırmışım ve ağlamamışım. Annem gil de anlamamış üstelik.Bu yüzden iki kolum da biri yirmi beş biri yirmi yedi derece olmak üzere yanlış kaynamış.İki yaşında elimi alevlerin arasına atıp elime köz almışım.Üstelik ağlayıp elimden atacağıma incelemişim.Annem iyi ki farketmiş anlayacağınız… Bana herhangi bir şey olduğu zaman arkadaşlarım her zaman benim için endişelenirler. Onlara genellikle şöyle söylerim: ”Başka bir canlıya zarar veremeyeceği için kendini kullanan bilim insanıyım ben,merak etme, ne olacağını bile bile hareket ediyorum.”. Ne kadar içlerinin rahat ettiği tartışılır gerçi ama anlatmak istediğim konu ben değilim. Fizyolojik bir sorun yaşadığında sevdiğim bir insan yolun sonunu görebiliyorum, çok ilaç alındığı zaman karaciğerin çürüyüşünün hızlandırılmış 3 saniyelik videosu oynatılmış gibi gözümün önününde beliriveriyor.Cahillik mutluluktur sözüne çoğu zaman katılmışımdır bu yüzden. Çocukkenki o eşsiz mutluluğumuz da saflığımızdan, hiçbir şeyin farkında olmayışımızdan.Gerçi dünyadaki her çocuk elinde oyuncak, sabahın ilk ışıklarına sıcacık evinde uyanmıyor.Babasının gözü önünde vurulduğunu gören bir çocuk dünyaya ne kadar mutlu bakabilir, kalır mı o saflığı? Cevap sizin içinizde. Farkındalık, çok büyük bir yüktür. Ama yinede ağırlığı taşımasını göze alabilecek bireyler varsa ancak o zaman oluşur bilgelik.Farkında olduğunuz şeyler sayısınca kadar yaşınız var.Kimsenin küçümsemesine bakmadan, dünya için bir şeyler yapabilirsiniz.Hiçbir şeyden haberi olmayanlar için bile…Her çocuğun da bir gün her şeyin farkına varacağını bile bile.

Standart

Dost tavsiyesi

Dibin dibinin dibini görmüş biri olarak,hiçbir şeye tutunamıyorsan gökyüzüne tutun,maviliğe,sonra siyaha dönüşüne…İnsanların ne kadar acınası ve cahil olduklarını gör,onları bir süre izle.Sence senden benden mi daha fazla olmalı yoksa bu aptal kuzulardan mı?Kimsenin üretken olmaya,sesini çıkartmaya niyeti yok…Doğru bir insan olmaya,dürüst olmaya hiç yok.Bir tohum toprağa ekildiği zaman köklerini nasıl salıyor ve etrafını kendisi gibilerle doldurup bahçeyi güzelleştiriyorsa sen de at artık demirini dünyaya, sırtında taşıdığın yeter…Burayı güzelleştirebiliriz bir umudumuz olabilir.

Standart

İçi Tohum Dışı Çınar

Tüm dünya virüsten dolayı eve çekilmiş durumda.Yaşadıklarımı anlayabilirsiniz bir bakıma.Evde bir gün bir yıl gibi gelir bir süreden sonra.Yaşadığım saydığınız tüm günlerim böyle.Tüm umutlarınız içinizdeki çocuğun hayal gücü mü?Ben benimkini gömdüm, ne kadar dışardan izlesem de siz insanlığı, şu içi boş mutluluklarınızın kaynağını bulabilmiş değilim.Kocaman çınar olmuşsunuz sanki, gölgenizle egonuzu tatmin ediyorsunuz.Ben mi, ben o içinizi kemiren tahta kurtlarının neler yaptığını izlemekle meşgulüm.Hayatlarınız tutmadığınız ellerle, durmadığınız sözlerinizle dolu.Bugün benim varolma sebebimle çok özel bir günüm.Bunun adı yok, cenaze gibi ama sevgiden, bir o kadar mutlu, bir o kadar umutlu.Bir uyanacağız aynı gökyüzüne olsa da bulutlu, ıslanacağız en azından olarak mutlu.İlk yenilgim gözlerin değil kaybım çok ama sen gel yine özletme.Ciğerlerimden pas, gözlerimden okyanuslar sildirme…

18.03-04.20

(bu yazıyı yaşamam uzun sürdü)

Standart