Olmadı başka galaksilerde karşılaşırız

Bazı insanlar hayatımızda parmak izinden fazlasını bırakırlar. Ben kendimi toplumdan tamamen soyutlamışken tanıştık seninle. Sonra evrene, insanlara, inanca, en ufak detaylara bile bağlılığını, bir o kadar da önemsemeyişini gördüm. Üstelik tüm insanların aksine; maksimum iki sokak ötesini bilen canlılarla dolu dünyada sen, evrenin dalgaları içinde yüzüyordun. Böylece çok uzun süre sonra bir insana saygı ve sevgi beslemeye başladım. Sonra oturup konuştuk da, sohbet ettik. Hayatımda belki ilk kez zamanımı solucan deliğine atıyormuş gibi hissetmedim, ilk kez öylesine ve isteksiz geçmedi zaman. Eğer gideceksen de , belki dönmeyeceksen de… Sevgi ne kadar uzakta da olsa hissettirir kendini. Hatta isterse onlarca ışık yılı olsun aramızda , maddesel ortam bulunmasa da yayılabilir sevgi. O yüzden birimiz uzayda da olsak farketmez. Haddime değil belki ama yapacağın her şey için arkanda ve sen istersen yanında olacağım…

İyi ki doğdun.

Standart

Seçim

İnsan ki bu cihanda kendi başına düşmüş saksıdır. Koca evrende en vahşi canlının bile avını yalnızca parçalayıp yediği gözlemlenmiştir. İnsanlar ise karşı tarafı psikolojik olarak ne kadar düşürebilirim de ben daha üste çıkarım merakındadırlar. Ortaçağdaki cadı yakma yahut aforoz etmenin güncel ve bireysel hali gibi lakin psikolojiye yönelik. İnsan bedeni sağlam olduğu için değil içindeki ruh sağlıklı ise ayakta durur. Bazılarının da aşırı iyidir. Örneğin seri katiller. Çoğu narsisttir ve en muazzam kombinasyonun kendileri olduğuna inanırlar. Bu da ruhlarını kurşun geçirmez bir yeleğe dönüştürür adeta. Ağlamazlar , şeytani bir gülümsemeleri olur delilik dolu … Değil kurşun, korozif madde bile geçemez ötesine. Özendirir kendine. İnsanı bu hale getiren yine insandır. Kurban insandır, cellat insandır. Ne olmak istediğiniz sizin seçiminiz…

Standart

Kilit

Duyulsaydı birkaç notanın sesi,
Gelseydi piyanodan.
Olsaydı dünyanın değişmez hali,
Bırakılmış olmasaydı insan kendine.

Güneş ki açar aydınlatır yürekleri,
Gece ki çöker gizler kötülükleri,
Bilhassa sabah altı suları,
Sanki ikisinin tam ortası…

Standart

Issız mısralar

Bir tünele girmişiz sanki,
Hiç gelmemiş sonu.
Gençlik yitip tükenmiş ,
Lakin gelmemiş sonu.
En güzel duygular yaşanmış,
Karanlık ıssız zamanlarda,
Kimselerin ruhu duymamış,
Ben kendimi unutmuşum orada.
O tünel sensin, dolambaçları kendin,
Rutubeti aynası kalbinin,
Ben bu soğuklarda üşümem,
Bir ayazda kaldım adı kalbin.

Standart

Kabuk

Ne gemiyiz şu hayatta ne de bir taş.Ne suyun üzerinde kalabiliyoruz ne de tamamen batabiliyoruz. Unutmamak için insanların yüzünü resmeden bir ressam misali zihnim, öylesine fikirleri tutsak ama öylesine ne yaptığının farkında. Hiç gökyüzüne bakıp saatlerce düşünmeyi denedin mi?Ben bir fırsat yakalayıp uzun süre düşündüm. Bu düşünme süreci bir yağmur oldu yağdı üstüme. Biraz uykusuzluk yağdı, biraz sessizlik, biraz kimsesizlik. Kendime geldim, hayatın farkına vardım. Kendime geldiğim anda belki de kayboldum, emin değilim. Lakin koca bir alanda kendini kaybetmek mi, yanınızdakileri kaybetmek mi? Bu aynen şuna benziyor: Yıldızların kaymasını mı tercih edersin, güneşin sönmesini mi? Bazen saatlerce düşünmek bile fayda etmiyor inanki. Çıkmaz sokaklarına çıkar yol bulmak isteyebilir insan. Bense bu isteğim içime doğmadan düşünmeyi seçtim. Hala çıkar yol bulmaya çalıştığım günler oldu.Hiçliğin şefkatli kollarına ittim kendimi. Böylesi daha iyi. Umut artık yalnızca orta çağda bir zehir ismi. Bir kaleyim sanki kumsalda.Bir sonraki gelişimde de burada durur diye beklediği bir çocuğun.Öylesine saf umutların odağıyken bir dalgada dağılmış tanelerim.Bir kayayım sanki sahilde.Herkesin gelip üstüne çöküp derdini anlattığı.Oysa hüzünle dolmuş her bir zerrem, hiç kimsenin umurunda olmamış. Zamanla un ufak olmuşum, kimsenin ruhu duymamış.En yavaş rüzgardaki fırtınayı hisset. Hisset doğumla gelen ölümü, ölenle doğana açılan bölümü.Bu bir yenilgi değil, yeniden uyanış.

Standart

Kömürlerin İçindeki Elmas

En küçük yaşlarımda ilk yazı yazmaya başladığımda anneme anneler gününde yazdığım mektup özetle şu şekilde: O kadar acı çekmişsin ama buna değer çünkü böyle güzel bir kız oldum. Bir on yıl bu kadar şey değiştirir mi? Hiç bir şeyi saklamayacağım artık. Yaptığım hatalarla gurur duyuyorum. Bundan iki sene önce yeme bozukluğu oldum. Önce bulimia sonra anoreksiya. Bir buçuk ayda kırk kilo verdim. Sağlığım umurumda değildi, yeterki o ufacık,şirin, zayıf, sevilen kızlardan olmak istedim. Çok uzun süre neredeyse hiç yemek yiyemedim. Soğuk çayla beslendim. Ne yaptıysam kendim yaptım. Yemek yediğim zaman çocuk öldürmüş kadar suçlu hissettim çünkü…

İnsanlar için kim yada ne olduğunuz değil hangi marka giyindiğiniz, inci bir kolyenin üzerinizde nasıl göründüğü, bir elbisenin içerisinde ne kadar ince görünebildiğiniz önemli. İşin kötüsü kemiklerimin sızısından uyuyamaz hale geldiğimde bile insanların eleştirilerine hale maruz kalıyordum. Durmadan her fırsatta spor yapıyordum, bomboş bir mideyle. Kaburgalarıma daralsın diye bandaj sarıyordum. Kaldı ki on sekizime geldiğimde ameliyatla aldırırım diye düşünüyordum. Diğer kızların aksine uzunum ve omuzlarım geniş. Sırf bu yüzden bile kemikler kesilebiliyor mu diye on üç yaşımdan bakmaya başlamıştım. Çekeceğim acı umurumda değildi. Biri bana aşık olsun falan diye hiç değildi. Popüler kız olmak da istemedim. Zamanla insanlar yüzünden kendime olan saygımı yitirmiştim. Tek isteğim kendimi artık sevmekti, egodan ziyade kendime saygı duyabilmekti. Hoş hala becerebilmiş değilim ama en azından deniyorum. Yemeye çalışıyorum. O günlerde insanların bana söyledikleri şey yüzünden hala çoğu zaman istifra ediyorum çünkü kırıldı dümen. Battı o gemi.

Oysaki bilmiyorlar ki ben sekiz yaşından beri şiir,kitap yazıyorum.Ne resimler yapıyorum, nasıl şarkı söylüyorum…Belki yüzlerce belki binlerce kitap okudum. Derimi yırttım evet çünkü kız kardeşime gelebilecek herhangi bir zarardan onu korumak istediğim için daha sekiz yaşındayken kas yaptım. İnsanlar öyle ki elini daldırsa inci bulabilecekleri yerde su zerre bulanık olsun direk vazgeçmeyi tercih ediyorlar. Bir de kendilerini tatmin etme yöntemleri var tabii. Önyargı bunlardan birincisi.

Ellerinize sağlık.

Standart

Bir avuç gökyüzü

Bir yer düşünün, hem üzgünken hem mutluyken gittiğiniz bir yer. Uzaklara bakıp o uzaklarda kaybolmak istediğiniz bir yer. Bir çocuğun kahkahalarla koşturduğu, bir kadının hıçkıra hıçkıra ağladığı…

Aynı yer nasıl olur da düğün fotoğrafları çekilirken aynı zamanda ayrılıklar görebilir diye düşünüyordum ki dalgalar geldi aklıma. Şimdilerin insan ilişkileri kum tanelerinden farksız mıdır ki benim ikisini bir tutmam nahoş sayılsın. Nasıl kumdan bir kule de yapsan ertesi gün bulamayacağın gibi.Biraz düşünmek biraz umut gibi.En sağlam sen de olsan bir dalga alıp götürebileceği gibi.

Burası benim evim. Burası deniz. “Bir yer bulalım deryaya yakın, dünyadan uzak… “

Standart

Kalp Rezonansı

Hayatıma birden girdin. Sanki okyanusların ötesinden bir ülkeden gelmiş de yanım’a yerleşmişsin gibi. Yerin yurdun güzeldir umarım çünkü orası benim sol yanım’.Her gün, her öğün sevgi çıkar sana orada,eminim senin de kalbin sevinecek.Dilerim öyle olur çünkü ben sende tutuklu kaldım… Çıkıp gelsen iyileştirsen yaralarımı. Koca evren, senelerce okuyan tıp öğrencileri, yüzlerce hatta binlerce ilaç. Hangisi tedavi eder sözlerin kadar kalbimi? Hiçbiri. Yüzlerce insan hayatımı soldururken senin güneş olup hepsini aydınlatman gibi. Gözlerin ve sözlerin…Onlar bu evrenin güneş sistemi.

Bunu yazmadan önce tavanıma bakakaldım. Zihnim açık kalbim bomboştu. Duygusal açıdan tek iz yoktu yüzümde. Morgda yirmi dört saatini doldurmuş bir ceset nasıl bembeyaz oluyorsa tam o donukluk vardı yüzümde. Bolu’daki sislerin içindeki evler gibi hislerim. Ne var ne yok.İçinizde yukarıdaki gibi bir mutluluk varsa şayet, hislerinize tercüman olabildiysem kafi. Bazen en vahim durumlarda bile en iyi gelen şey ilgi.

Standart

Reçete

Zamanla insanları anlamayı bıraktım. Belki onlar beni anlar diye yazarlık yapmaya başladım. Her ay neredeyse iki yüz kişinin içine fikirlerimi işliyorum. İnsanlar bana dışarıdan baktıklarında yalnız olduğumu görüyorlar. Oysaki ben o sırada içeride kelimeleri sıraya koyuyorum. Hiç tanımasam bile bir insanın hayatına dokunmak en yakınımdaki insana dokunmaktan öylesine kalıcı ki.Okuyucularım oldu. Benim siluetim yalnız olsa kaç yazar, kalbim de öylesine kalabalık.
Merak etme mutsuz değilim. Daha iyiyim artık.

Standart

Picasso ruhlu Gogh

Hayat acılarıyla, sıkıntılarıyla; güzellikleriyle, mutluluklarıyla güzeldir. Her gün sirke içilmeyeceği gibi her gün de bal yenilmez. İnsan bir gün hüzünlü olur, ertesi gün mutlu olur.Çünkü biri olmadan diğerinin anlamı bilinmez. Kötü olmasa iyinin değerini bilmeyeceğimiz gibi. Bunun yanısıra olaylara çözümsel  yaklaşmak yerine çamurdan ev yaparcasına  bir anlayış hakim insanlarda. Üstünü kapatalım, bitsin dercesine. Sizin aksinize üretken insanlar onlardan faydalandıktan sonra üstüne toprak atabileceğiniz ateşler değillerdir. Bu yüzden siz sevgili toplum, her şeyi çok hızlı tüketiyor olsanız dahi bir zamanlar Orhan Kemal gibi bir insanın açlıktan hastalanmasına rağmen sanatını hiç bırakmadığı gözler önündedir. Kelimelerin aşkına, şiirin zerafetine, fırçaların veya kalemlerin o hiç bilinmeyen en muazzam açılarının bıraktığı eşsiz izlerle selam olsun sana sanat. Bir gün tüm senin adına olan envanterim boş kalırsa ruhumla boyayacağım resimlerimi, kanım yapacağım mürekkebimi. Selam olsun sana sanatçı. Herkesin tepkisine karşın devam etmeye çalışıyoruz hepimiz. Anlatmaya çalıştığımız hep yüreğimiz. Çünkü her sayfanın başında ortaya konmuş oluyor kalbimiz…

Standart