Bir arkadaşım, ailemden biri veya tanıdığım herhangi bir insan bir belirti gösterince ona ne olabileceğini pek çok zaman anlayabiliyorum.Çocukluk kitaplarım bile ”Cesetler ne anlatıyor” , ”Vücuttaki sistemler seti” , ”Olay yeri inceleme” ve türevi şeyler.Şu sıralar hatta çoğu zaman sabaha kadar ameliyat izliyorum.Başkası izlese muhtemelen kusması üç dört saniye sürer.Mesela çoğunuz organların yağlardan neşterle ayrıldığını sanıyorsunuz lakin yakılıyor.Tümör alınırken de öyle.Litre litre kan aksa gözümün önünde bir denize baktığımdan farklı bakacağımı sanmıyorum.Bebekken iki kolumu da kırmışım ve ağlamamışım. Annem gil de anlamamış üstelik.Bu yüzden iki kolum da biri yirmi beş biri yirmi yedi derece olmak üzere yanlış kaynamış.İki yaşında elimi alevlerin arasına atıp elime köz almışım.Üstelik ağlayıp elimden atacağıma incelemişim.Annem iyi ki farketmiş anlayacağınız… Bana herhangi bir şey olduğu zaman arkadaşlarım her zaman benim için endişelenirler. Onlara genellikle şöyle söylerim: ”Başka bir canlıya zarar veremeyeceği için kendini kullanan bilim insanıyım ben,merak etme, ne olacağını bile bile hareket ediyorum.”. Ne kadar içlerinin rahat ettiği tartışılır gerçi ama anlatmak istediğim konu ben değilim. Fizyolojik bir sorun yaşadığında sevdiğim bir insan yolun sonunu görebiliyorum, çok ilaç alındığı zaman karaciğerin çürüyüşünün hızlandırılmış 3 saniyelik videosu oynatılmış gibi gözümün önününde beliriveriyor.Cahillik mutluluktur sözüne çoğu zaman katılmışımdır bu yüzden. Çocukkenki o eşsiz mutluluğumuz da saflığımızdan, hiçbir şeyin farkında olmayışımızdan.Gerçi dünyadaki her çocuk elinde oyuncak, sabahın ilk ışıklarına sıcacık evinde uyanmıyor.Babasının gözü önünde vurulduğunu gören bir çocuk dünyaya ne kadar mutlu bakabilir, kalır mı o saflığı? Cevap sizin içinizde. Farkındalık, çok büyük bir yüktür. Ama yinede ağırlığı taşımasını göze alabilecek bireyler varsa ancak o zaman oluşur bilgelik.Farkında olduğunuz şeyler sayısınca kadar yaşınız var.Kimsenin küçümsemesine bakmadan, dünya için bir şeyler yapabilirsiniz.Hiçbir şeyden haberi olmayanlar için bile…Her çocuğun da bir gün her şeyin farkına varacağını bile bile.
Aylık arşivler: Nisan 2020
Dost tavsiyesi
Dibin dibinin dibini görmüş biri olarak,hiçbir şeye tutunamıyorsan gökyüzüne tutun,maviliğe,sonra siyaha dönüşüne…İnsanların ne kadar acınası ve cahil olduklarını gör,onları bir süre izle.Sence senden benden mi daha fazla olmalı yoksa bu aptal kuzulardan mı?Kimsenin üretken olmaya,sesini çıkartmaya niyeti yok…Doğru bir insan olmaya,dürüst olmaya hiç yok.Bir tohum toprağa ekildiği zaman köklerini nasıl salıyor ve etrafını kendisi gibilerle doldurup bahçeyi güzelleştiriyorsa sen de at artık demirini dünyaya, sırtında taşıdığın yeter…Burayı güzelleştirebiliriz bir umudumuz olabilir.
İçi Tohum Dışı Çınar
Tüm dünya virüsten dolayı eve çekilmiş durumda.Yaşadıklarımı anlayabilirsiniz bir bakıma.Evde bir gün bir yıl gibi gelir bir süreden sonra.Yaşadığım saydığınız tüm günlerim böyle.Tüm umutlarınız içinizdeki çocuğun hayal gücü mü?Ben benimkini gömdüm, ne kadar dışardan izlesem de siz insanlığı, şu içi boş mutluluklarınızın kaynağını bulabilmiş değilim.Kocaman çınar olmuşsunuz sanki, gölgenizle egonuzu tatmin ediyorsunuz.Ben mi, ben o içinizi kemiren tahta kurtlarının neler yaptığını izlemekle meşgulüm.Hayatlarınız tutmadığınız ellerle, durmadığınız sözlerinizle dolu.
18.03-04.20
(bu yazıyı yaşamam uzun sürdü)
Sesleniş
Sayın dünya, şu sıralar bir savaştasın.Çin’den başlayan bir hastalık tüm insanlığı yok etmeye çalışıyor.İnsanların tüm gündemi şu an bu.Herkes nasıl oluyor bilmiyorum, İspanya’da insanlar biner biner ölüyorken hala umut bağlayabiliyorlar. Wuhan’da başlayan hastalıktan dolayı dünyanın büyük bir kısmı ölürken Wuhan, atlattık artık dışarıdayız diye kutlama yapıyor.Kaç insan öldü artık bakmayı bıraktım. Kelebek etkisi bu mudur? Kanadını çırpar ve arkasına bile bakmaz. Çoğu bünye normal günlük aksiyonlara bile dayanıksızken eve zorla kapanış, sınırlı yaşam hakkı, çok sayıda insanın birden ölmesi gibi olaylarla birlikte çok daha ağır bir buhrana gireceğini düşünüyorum.Peki ölüm geldiyse bizi maske, eldiven ve türevi şeyler gerçekten koruyabilir mi? Yahut kaptıktan sonraki umutsuzlukla beraber gerçekten kurtulmak ister mi insan? Sadece bu durum için değil.Yıllar öncesinde acemilikle yazdığım bir kitap üzerinde ziyadesiyle durmuştum bu konunun…” Umut tükenmesi”. ”Umut tükenmesi… Bir zaman gelir, umutlar tükenir, hayaller biter ve sen kafayı yemeye başlarsın.” demiştim iki bin on beş yılında. Bundan beş sene önce insanların hayatlarına dokunmaktan çok kendi canımı yamamaya çalışıyordum sanırım.Temellerini sağlam atmazsan yaptığın binanın tüm dairelerini evsizlere yardım için versen fayda etmez.Diyeceğim şu ki umutlarınızı tüketmeyin.Bir umutla başlıyor çoğu şey.Umut olmadan mucizelerin bile bir değeri yok.Lütfen bi’mucize olsun.