Ne gemiyiz şu hayatta ne de bir taş.Ne suyun üzerinde kalabiliyoruz ne de tamamen batabiliyoruz. Unutmamak için insanların yüzünü resmeden bir ressam misali zihnim, öylesine fikirleri tutsak ama öylesine ne yaptığının farkında. Hiç gökyüzüne bakıp saatlerce düşünmeyi denedin mi?Ben bir fırsat yakalayıp uzun süre düşündüm. Bu düşünme süreci bir yağmur oldu yağdı üstüme. Biraz uykusuzluk yağdı, biraz sessizlik, biraz kimsesizlik. Kendime geldim, hayatın farkına vardım. Kendime geldiğim anda belki de kayboldum, emin değilim. Lakin koca bir alanda kendini kaybetmek mi, yanınızdakileri kaybetmek mi? Bu aynen şuna benziyor: Yıldızların kaymasını mı tercih edersin, güneşin sönmesini mi? Bazen saatlerce düşünmek bile fayda etmiyor inanki. Çıkmaz sokaklarına çıkar yol bulmak isteyebilir insan. Bense bu isteğim içime doğmadan düşünmeyi seçtim. Hala çıkar yol bulmaya çalıştığım günler oldu.Hiçliğin şefkatli kollarına ittim kendimi. Böylesi daha iyi. Umut artık yalnızca orta çağda bir zehir ismi. Bir kaleyim sanki kumsalda.Bir sonraki gelişimde de burada durur diye beklediği bir çocuğun.Öylesine saf umutların odağıyken bir dalgada dağılmış tanelerim.Bir kayayım sanki sahilde.Herkesin gelip üstüne çöküp derdini anlattığı.Oysa hüzünle dolmuş her bir zerrem, hiç kimsenin umurunda olmamış. Zamanla un ufak olmuşum, kimsenin ruhu duymamış.En yavaş rüzgardaki fırtınayı hisset. Hisset doğumla gelen ölümü, ölenle doğana açılan bölümü.Bu bir yenilgi değil, yeniden uyanış.